10 Nisan 2012 Salı

Zehir


Sadece gözlerini görüyorsun. İri, ürkek, sessiz. Gecenin içinde bir çift göz. Ürke ürke yanaşıyorsun, gözler kayboluyor. Yine mi söndü ışıklar? Yoksa gözlerini mi kapattı. Bir adım daha atıyorsun ve işte yine o bir çift göz.
          Hey!

İşte! Gözünü kırptı. Evet biri var orada. Adımlarını hızlandırıyorsun bastığın yeri görmeden. Sesleniyorsun; 

 - Hey! Kimsin?

Hah, işte yine kırptı gözlerini, duyuyor seni! Yetiş ona, koş! Bu tek kurtuluşun belki. Ama, dur! Dur yavaş ol! Ya değilse... Bıçağının olmadığını ne çabuk unuttun. Geçen sefer de aynı şey olmuştu. O sanmıştın ve çalıların ardında ayağa kalktığında çok geçti artık. Elindeki sopa olmasa belki parçalayacaktı seni.  

-   Hey, hey, hey!! İşte orda!

Tamam, sakin ol! Yavaş! Ayağını burktun gördün mü! Temkinli olmalısın, bu ne telaş. O ya bir tilki yada gece bastırdığında gördüğün yüzlerce yanılsamadan biri.

- E, nerede şimdi? Heeey! Bekle, geliyorum, korkma benden. Benim işte, ben! Çıkışı birlikte bulabiliriz. Kulaklarım duymaz ama, iyi koku alırım. Heey, duyuyor musun?

Koca bir salaksın sen. O sadece bir hayal farkında değil misin? Yaraların iyileşir iyileşmez kendini hırpalamaya başlıyorsun. Tak şu gözlüklerini, sandığın kadar kötü değiller. Sana verdiğim gözlükleri kullanırsan, tek başına da bulabilirsin çıkışı.

- Seni görüyorum! Tilki yada bir hayal olmadığını biliyorum! Birbirimize ihtiyacımız var! Ah, kahretsin belki sen de bana sesleniyorsun ama ben seni duyamam! Bu sürekli başımda uğuldayan sese katlanamadığım için sağır ettim kendimi. 
 
Salak! Sağır ettin kendini beyninden gelen sesleri susturmak için ve şimdi ölümüne doğru gidiyorsun adım adım! Beni birazcık dinleseydin bunların hiçbiri gelmezdi başına! Bak buraya!  

      -   Eğer beni duyuyorsan gözlerini kırp sadece! Eveeet! Evet biliyordum! Senin bir hayal olmadığını biliyordum. Dur, geliyorum. Heey, heeey! Neden gözlerini kısıyorsun? Göremiyorum seni.

Salak, salaksın sen! Kendi kendine oyun oynuyorsun. Buradan çıkamayacağını kabul et artık! Sadece şu gözlüklerini tak ve karanlıktan kurtul! 
       
         - Hayır, hayır sana da direktif veriyor değil mi! Bu yüzden kapadın gözlerini, rahatsız olduğun için! Ama n’olur biraz daha sabret! Aç gözlerini. Kokunu alabiliyorum. Çok yoğun hem de. Buralardasın biliyorum. Hah işte, buldum seni!!! Hadi aç gözlerini! Heey!

Bu kadarını tahmin etmemiştim doğrusu. Kendi kolunu tututuğunun farkında bile değilsin. Sen aptalsın! Çok fazla özrün var! Görmüyorsun, duymuyorsun! Sadece koku alıyorsun ama bu yetmez anlamıyor musun! Görmek istediğin, duymak istediğin şeyin kokusu değil o! İnanmıyorsan tak şu gözlüklerini ve gör gerçeği
  
     -  Hadii, hadi! N’olur kalk ayağa. Hareket et, gözlerini göremesem, sesini duyamasam da bu koku senin kokun! N'olur kalk, sadece ikimiz bulabiliriz çıkışı!

(Geleceğeni biliyordum, beni bulacağını. Ama neden! Belki tek başına bir şansın olabilirdi, eksik ama hayatta.
Aynı ses beni de sakatladı. Tüm bu seslerin benden çıktığını sandım ve dilimi kopardım. Ama sesler kesilmedi.  Sana sesimi duyurmaya çalıştım durdum hep,  ama, sen beni duyamadın.
Seni bulduğumda, ses seni de çıldırtmıştı ve gözün görmez bir şekilde saldırıyordun herşeye. Bana bile. Sonra senden kaçmaya başadım. Ellerim, kollarım ve bacaklarım kırık, sürüne sürüne buraya saklandım.
Sessizce bekledim. Tüm sesler kesilince, bu sonsuz karanlıktan kurtulmak için, boynumda asılı olan zehri içmek istedim. Şişeyi açtım ve zehrin keskin kokusu seni buraya kadar getirdi, yanıma. Şimdi sana ne seslenebiliyorum ne dokunabiliyorum. Buradan çıkmamız imkansız. Geriye tek bir kurtuluş kalıyor...) 


-   Hadi ama neden kıpırdamıyorsun. Neden sarılmıyorsun bana. Bu kokudan adım gibi eminim! Bu senin kokun, seni her öpüşümde içime çektiğim kokun! Haydi hiç değilse bir öpücük ver de sen olduğunu bileyim...
Evet! işte bu sıcaklık, dudakların, kokun!..Biliyordum, sen olduğunu biliyordum. Hadi, kalk...kalkalım...ha...di...kalk...kal...kal...



10.04.2012 / İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder