Neden zor bu kadar?..
Anlayamadığın korkuların kucağında sürdürmek bir ömrü...
Bilmeye tutunmak ama eylemden kaçınmak...
Emin olmak için aramak, beklemek, denemeden, eylemeden...
Korkmak çarpışmaktan, öteki derken dehşetle kendinden!..
Ve diz çökmek yine salya sümük çatlak aynanın karşısında,
Ve irkilmek omzuna dokunan el ile...
Dönünce ardına, sen, ardında sanki sen...
Sen; ki yansılar içinde bir sanrı,
Ben; onun suretinde bir tokat...
O; bilinmeyen sebebi tokadın!..
Ve küstahlık sonsuz günahın...
29.03.2012
29 Mart 2012 Perşembe
19 Mart 2012 Pazartesi
İki ezan arası
Henüz güneş doğmadı. Güneşin doğduğunu, doğacağını yada doğması gerektiğini belirten sabah ezanı az önce okundu. Martılar güneşi çağırıyor güne ve insanları sokağa, ben de yüreğimi bana...
Uyanmak; dijital bir saatin bip bipi ile sersemleşerek değil, "bir rüyadan uyanmak yada bir rüyaya uyanmak". Bir ezan sesi, bir kilise çanı ile, doğumu ve ölümü hatırlatan.
Ve bilmemek nerede olduğunu, bir tekrarın içinde. Sabah, akşam, gün, ay, yıl, baş-son, şimdi...Neredeyiz?
Sıyrılıvermek yada tam tersi dalıvermek...Uyanmak! Aymaya çalışmak, aya yazmak. Ama uyanmak.
Martılar hala çığlık atıyor. Yüreğimin yırtıldığını hissediyorum. Kocaman bir yarık, uyanınca gördüğüm. Ne var içinde yada ne yok bilmiyorum. Kimi zaman yağmurlara dua ettiğim, ama hiç kapanmayan bir yarık. Dibinde ağır suların aktığı, bazen coşkun, bazen kurak...
Uyanmak, işte, sanki sadece bir anlık, rüya gibi, yarım yamalak hatırlanan. Bir ezan süresi kadar. Hayat iki ezan arası süre. Uyumak ve uyanmak. Hangisi önce bilinmez ama anlık işte.
Sevmek gibi, kaybetmek gibi...İki ezan arası, büyümek. Ama hep aynı yerde kalmak. Sanki sünen, genişleyen tek bir andan ibaret hayat. İki ezan arası, bir yerde uyanmak.
Sabah ezanı, anlık bir uyanış. Bak ilk motorlu taşıt geçti az önce. Hızlı bir motorsikletti, güçlü ve büyük. Yine de bana Isparta'nın gürültülü, ardında toz ve mazot kokusu bırakan köhne mobiletlerini hatırlattı.
Herşey bir anda...Bir anda yaşamak, bir anda doğmak ve büyümek, bir anda uyumak ve uyanmak. Şimdi daha çok sevdim, dilimden düşmeyen "herşey birden bire oldu.." şiirini ve şarkısını. Gökyüzü birden bire, ağaç birden bire. Kuşlar, kediler, insanlar birden bire!..
Bak gök mavi, bak kedi çöpü karıştırıyor, bak insanlar sokakta. Oysa az önce yoktu kimse. Birdenbire... Belki o şiir de bir sabah ezanından sonra yazıldı, tam bir anda!
Tam uyanırken, uyandığımda, uyanacakken, uyumaya çalışırken, uyan, uy.......
(31.08.2009)
Uyanmak; dijital bir saatin bip bipi ile sersemleşerek değil, "bir rüyadan uyanmak yada bir rüyaya uyanmak". Bir ezan sesi, bir kilise çanı ile, doğumu ve ölümü hatırlatan.
Ve bilmemek nerede olduğunu, bir tekrarın içinde. Sabah, akşam, gün, ay, yıl, baş-son, şimdi...Neredeyiz?
Sıyrılıvermek yada tam tersi dalıvermek...Uyanmak! Aymaya çalışmak, aya yazmak. Ama uyanmak.
Martılar hala çığlık atıyor. Yüreğimin yırtıldığını hissediyorum. Kocaman bir yarık, uyanınca gördüğüm. Ne var içinde yada ne yok bilmiyorum. Kimi zaman yağmurlara dua ettiğim, ama hiç kapanmayan bir yarık. Dibinde ağır suların aktığı, bazen coşkun, bazen kurak...
Uyanmak, işte, sanki sadece bir anlık, rüya gibi, yarım yamalak hatırlanan. Bir ezan süresi kadar. Hayat iki ezan arası süre. Uyumak ve uyanmak. Hangisi önce bilinmez ama anlık işte.
Sevmek gibi, kaybetmek gibi...İki ezan arası, büyümek. Ama hep aynı yerde kalmak. Sanki sünen, genişleyen tek bir andan ibaret hayat. İki ezan arası, bir yerde uyanmak.
Sabah ezanı, anlık bir uyanış. Bak ilk motorlu taşıt geçti az önce. Hızlı bir motorsikletti, güçlü ve büyük. Yine de bana Isparta'nın gürültülü, ardında toz ve mazot kokusu bırakan köhne mobiletlerini hatırlattı.
Herşey bir anda...Bir anda yaşamak, bir anda doğmak ve büyümek, bir anda uyumak ve uyanmak. Şimdi daha çok sevdim, dilimden düşmeyen "herşey birden bire oldu.." şiirini ve şarkısını. Gökyüzü birden bire, ağaç birden bire. Kuşlar, kediler, insanlar birden bire!..
Bak gök mavi, bak kedi çöpü karıştırıyor, bak insanlar sokakta. Oysa az önce yoktu kimse. Birdenbire... Belki o şiir de bir sabah ezanından sonra yazıldı, tam bir anda!
Tam uyanırken, uyandığımda, uyanacakken, uyumaya çalışırken, uyan, uy.......
(31.08.2009)
Rüya
Perdelerin arasından güneşin zorla sızdığı, karanlık ve pis kokulu odamda uyandım. Rutinin kapılarını aralayarak attım adımımı güne.
Rüzgarla savrulan perdelerin gizlediği boğaz manzarasına bakıyordu ofis. Üşütmese esen rüzgar onu da farketmeyecektim.
Ve kahve arzusuydu, fala inanır inanmaz beni dışarı çeken. Güneş terkedince günü, telve içinde kaderini çizmeye çalışan ukalalara dönüyorduk hepimiz. Falı dinleyen kim, fincana daldırdığımız parmakları birbirimizin yüzüne sürüyorduk, istediğimiz esmere benzesin diye.
Yol çıksın diye bakınırken, kirpik kaçtı gözüme. Olmaz ya, yeşil aktı gözyaşım. Tutsun diye falım, eski zaman âdedi likörü fondipledim mideye.
Acıkan mideye inen midyeden inci çıktı, inci dişlinin elinden...
Fala inanma, falsız kalma, rüyadan sakın uyanma!..
(14.12.2010)
Rüzgarla savrulan perdelerin gizlediği boğaz manzarasına bakıyordu ofis. Üşütmese esen rüzgar onu da farketmeyecektim.
Ve kahve arzusuydu, fala inanır inanmaz beni dışarı çeken. Güneş terkedince günü, telve içinde kaderini çizmeye çalışan ukalalara dönüyorduk hepimiz. Falı dinleyen kim, fincana daldırdığımız parmakları birbirimizin yüzüne sürüyorduk, istediğimiz esmere benzesin diye.
Yol çıksın diye bakınırken, kirpik kaçtı gözüme. Olmaz ya, yeşil aktı gözyaşım. Tutsun diye falım, eski zaman âdedi likörü fondipledim mideye.
Acıkan mideye inen midyeden inci çıktı, inci dişlinin elinden...
Fala inanma, falsız kalma, rüyadan sakın uyanma!..
(14.12.2010)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)