Henüz güneş doğmadı. Güneşin doğduğunu, doğacağını yada doğması gerektiğini belirten sabah ezanı az önce okundu. Martılar güneşi çağırıyor güne ve insanları sokağa, ben de yüreğimi bana...
Uyanmak; dijital bir saatin bip bipi ile sersemleşerek değil, "bir rüyadan uyanmak yada bir rüyaya uyanmak". Bir ezan sesi, bir kilise çanı ile, doğumu ve ölümü hatırlatan.
Ve bilmemek nerede olduğunu, bir tekrarın içinde. Sabah, akşam, gün, ay, yıl, baş-son, şimdi...Neredeyiz?
Sıyrılıvermek yada tam tersi dalıvermek...Uyanmak! Aymaya çalışmak, aya yazmak. Ama uyanmak.
Martılar hala çığlık atıyor. Yüreğimin yırtıldığını hissediyorum. Kocaman bir yarık, uyanınca gördüğüm. Ne var içinde yada ne yok bilmiyorum. Kimi zaman yağmurlara dua ettiğim, ama hiç kapanmayan bir yarık. Dibinde ağır suların aktığı, bazen coşkun, bazen kurak...
Uyanmak, işte, sanki sadece bir anlık, rüya gibi, yarım yamalak hatırlanan. Bir ezan süresi kadar. Hayat iki ezan arası süre. Uyumak ve uyanmak. Hangisi önce bilinmez ama anlık işte.
Sevmek gibi, kaybetmek gibi...İki ezan arası, büyümek. Ama hep aynı yerde kalmak. Sanki sünen, genişleyen tek bir andan ibaret hayat. İki ezan arası, bir yerde uyanmak.
Sabah ezanı, anlık bir uyanış. Bak ilk motorlu taşıt geçti az önce. Hızlı bir motorsikletti, güçlü ve büyük. Yine de bana Isparta'nın gürültülü, ardında toz ve mazot kokusu bırakan köhne mobiletlerini hatırlattı.
Herşey bir anda...Bir anda yaşamak, bir anda doğmak ve büyümek, bir anda uyumak ve uyanmak. Şimdi daha çok sevdim, dilimden düşmeyen "herşey birden bire oldu.." şiirini ve şarkısını. Gökyüzü birden bire, ağaç birden bire. Kuşlar, kediler, insanlar birden bire!..
Bak gök mavi, bak kedi çöpü karıştırıyor, bak insanlar sokakta. Oysa az önce yoktu kimse. Birdenbire... Belki o şiir de bir sabah ezanından sonra yazıldı, tam bir anda!
Tam uyanırken, uyandığımda, uyanacakken, uyumaya çalışırken, uyan, uy.......
(31.08.2009)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder